Ana Sayfa | Site Ağacı | Arama     

 
Müzeler ve Örenyerleri

Mağralar

Fotoğraf Galerisi

Akdeniz Oyunları




İnanç Turizmi

İNANÇ TURİZMİ

Yazının icadından günümüze kadar dünya üzerindeki bazı mekânlar; farklı kültür, uygarlık ve dinler arasında oluşan yakın ilişkilere ev sahipliği yapmıştır. Türklerin kendi dini olan İslamiyet'e ait eserlerin yanı sıra çok sayıda sinagog ve kilise ve benzeri teolojik eserler Anadolu'da yer almaktadır. Milletimizin İslami anlayış paralelinde derin saygı ve hoşgörü içerisinde günümüze kadar ulaşan bu eserler Türkiye'yi diğer ülkelerden daha avantajlı kılmaktadır.

Ulusal sınırları hesaba katmaksızın, dünyada meydana gelen teknolojik değişiklikler insanları bir araya getirmektedir.

İnsanların devamlı ikamet ettikleri, çalıştıkları, her zamanki olağan ihtiyaçlarını karşıladıkları yerlerin dışında, dini inançlarını gerçekleştirmek ve inanç çekim merkezlerini görmek amacıyla yaptıkları turistik amaçlı gezilerin turizm olgusu içerisinde değerlendirilmesi “İnanç Turizmi” olarak tanımlanmaktadır.

Mersinde bulunan bazı İnanç Turizmi yerleri aşağıdadır.

AZİZ PAULUS HAKKINDA BİLGİ

Hıristiyanlık dininde İsa'nın 12 havarisinden biridir.Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus yada  Yahudi adı olan adıyla Saul M.S.3 yılında Tarsus'ta doğmuştur.Baba mesleği olan Çadır bezi dokumacılığı yapmıştır.13 yaşına doğru hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs'e gönderildi.Doğduğu kent olan Tarsus'a döndüğünde çift vatandaşlık hakkını elde etti.Yani Hem Tarsus hemde Roma vatandaşı oldu.M.S.34'e doğru yeniden Kudüs'e gitti.Hıristiyanlık dinini yaymaya ve öğrenim görmeye devam etti.Bu arada Antakya'da Hıristiyan öncülerinden Barnabas ile Hıristiyanlık konusunda çalışmalar yapan  Saul adını Roma adı olan Paulus ile değiştirdi.M.S.36 yılında Şam yolunda hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaştı.Bu karşılaşma sonrasında  İsa'nın yolunda ilerleyeceğini açıkladı.Hıristiyan inancının temel öğelerini öğrendi.Tarsus'a döndüğünde Hıristiyanlık çalışmalarına devam etti ve bir Hıristiyan topluluğu kurdu. 43 yılında Barnabas'la yeniden karşılaşan Paulus Hıristiyanlığa inanları ziyaret için tekrar Kudüs'e gitti. Barnabas ile ayrılan Paulus ikinci dinsel görevini Silas ve Timetheos adlı din adamlarıyla devam etti.Suriye, Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire'ye gitti. Bazı söylentilere göre M.S.62 yılında serbest bırakıldığı,bazı söylentilere göre ise M.S. 66'da idam edildiği söylenmektedir.

St.PAUL KİLİSESİ

Tarsus ilçe merkezinde Çarşıbaşı mevkiindeki St.Paul Kilisesi'nin 1102 yılında St.Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Bazı kaynaklarda Ortaçağın başlarına ait bir Ayasofya Kilisesinden söz edilir ve Papa'nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach'ın 6 Ocak 1198'de burada, Ruppenlerden l.Leon'u Ermeni Kralı olarak tanıdığı ve taç giydirmiş olduğu anlatılır.1704'de Tarsus'a gelen P.Lucas'da burada bir Grek ve bir Ermeni Kilisesinden söz ederek Ermeni kilisesinin Paulus'un kendisi tarafından inşa edildiğini belirtir.1851 yılında Tarsus'a gelen V.Langlois de bu kiliseyi ziyaret etmiştir. Roma stilinde kalın ve yüksek duvarları,iç kısmı geniş,dışa bakan tarafı dar,derin pencereleri ve kalın sütunları dikkat çekicidir.

            Kilise bahçesine batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir.Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2.'lik bir alanı kapsamaktadır.Kesme taşlarla inşa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır.Batıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 19.30 m.,uzunluğu 17.50 m.dir.Girişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran,ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır.Kuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadır.Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup,antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir.Orta salonun genişliği 12.60 m. olup,üzeri tonozludur.Tavanın merkezine rastlayan bölümde,ortada Hz. İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios, batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır.Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi yer almaktadır.Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir restorasyon görmüş, çevresi çevre düzenlemesi ve istimlak ile düzenlenmiştir.

St.PAUL KUYUSU

Tarsus ilçe merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde, Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m. kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paulus'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St.Paulus'un Hıristiyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.

            Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlakleri yapılmış olan kuyunun çapı 1.15 m.dir.Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimlidir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m. olan kuyunun suyu yaz-kış hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında St.Paulus'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul Kuyusu'nun hemen yanında  gün ışığına çıkarılmıştır.

 

ESHAB-I KEHF

Tarsus ilçesinin kuzey-batısında,14 km. uzaklıkta yer alan Dedeler Köyündedir.Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen mağara Müslüman ve Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır.

            Tarsus,Romalılar döneminde önemli bir hadiseye sahne olmuştur.Kuran-ı Kerim'de Eshab-ı Kehf olarak bilinen,yani yaşadıkları dönemde Rum Hükümdarlarından Dakyanus'un zulmüne maruz kalan ve Allaha olan inançlarının gereğini yapabilmek için Tarsus şehrinden kaçıp Bencülüs Dağındaki mağarada 309 yıl uyuyan ancak bir takip sonucu yine o mağarada sır olan 7 arkadaşın ve köpeklerinin hikayesidir.

            Kuran-ı Kerimde geçen,fakat kesin tarihi bilinmemekle birlikte rivayetlerden ve tarihi olaylardan elde edilen bilgilere göre M.S.250 yıllarında olduğu kabul edilen hadisenin olay yeri olan o zamanki Tarsus şehrinin Rum Hükümdarlarından Dakyanus,halkına zulüm yapmakla birlikte putlara tapınmaları için baskı yapıyordu.Tek tanrıya tapmayı kabul eden bir gurup gence süre veren hükümdar putlara tapmazsanız kafalarınızı keserim diye tehditte bulunmuştu.Yemliha,Mekseline,Mislina,Mernuş,Sazenuş,Tebernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç hükümdarın öldürme korkusundan Bencülüs Dağındaki bu mağaraya kaçıp saklanmışlardır.Ancak ayetlerde de belirtildiği gibi gençler bu mağarada 309 yıl boyunca uyuyakalmışlardır.Daha sonra uyanan gençlerden biri şehre yiyecek almaya gitmiş,ancak elindeki zamanı geçmiş para yüzünden şehirden kaçarak tekrar mağaraya sığınmıştır.Peşinden yakalamak için gelenler mağaraya girdiklerinde içeride kimseyi görememişlerdir.Bugün Yedi Uyurlar Mağarası diye de anılan mağara duvarlarında yedi genci  ve köpekleri Kıtmir'i temsil eden şekiller bulunmaktadır.Mağara ve çevresinde çevre düzenlemesi yapılmış ve ibadete açık olarak bir camii inşa edilmiş olup yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

MAKAM-I ŞERİF CAMİİ VE DANYAL PEYGAMBER KABRİ

Makam-ı Şerif Camii şehir merkezinde 1857 yılında yapılmıştır.Camiye yeni bir bölüm eklenmiştir.Yeni yapıdan eski kısma üç kapı açılmakta ve üç basamakla ana makama inilmektedir. Burası basık bir kubbe ile örtülüdür.Mihrabı düz ve sadedir.Doğusunda Danyal Peygamberin kabri yer almaktadır. Bu nedenle camiye Makam Camii adı verilmiştir. Danyal Peygamber 2. Babil Kralı Nebukadnesar (İÖ 605-562) zamanında yaşamış,Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmıştır.Rivayete göre Babil Kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını bildirilmesi üzerine İsrailoğullarından doğacak  erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir. Bu nedenle Danyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmıştır. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır.

            Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Danyal Peygamber'in Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk olmuştur. Bu nedenle Danyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce Tarsus'da şimdiki Makam Camiinin bulunduğu yere gömülmüştür. “M.S. 630-640 yıllarında Hz. Ömer zamanında Tarsus İslam Kuvvetleri tarafından fethedilir. Şehrin imarı sırasında İslam Kuvvetleri komutanı Ebul Musa Eş Arı tarafından, kapısı mühürlü bir odanın içerisinde bir sanduka bulunur. Ebul Musa tarafından açılan sandukada kefeni altın işlemeli olan ve parmağında bir yüzük bulunan devasal büyüklükte bir cenaze görülür. Yüzükte iki aslanın ortasında bir çocuk figürü tasvir edilmişti. Yüzük komutan Ebul Musa tarafından Hz. Ömer’ e gönderilir. Hz. Ömer yüzüğü Hz. Ali’ye gösterir. Hz. Ali; yüzüğün Danyal Peygambere ait olduğunu, zira bu yüzük üzerindeki tasvirlerin de, Danyal Peygamberin başından geçen olayın bir sembolü olarak betimlendiğini söyler. Bunun üzerine Hz. Ömer cenazenin çalınmaması için, mezarı daha derinlere gömülmesini emreder. Komutan Ebul Musa da, nehrin akıntısını keser ve mezarı derine gömer üzerini de harç tabakasıyla kapatır ve kimsenin mezarı çalmaması için de nehrin mezarın üzerinden akmasını sağlar”. (Kısas-ı Enbiya-El Arais- “Alimul Allame(Ord. Prof. Dr.) Ahmed Bin Muhammed Bin İbrahim Ennisaburi” Essarlabi –Hic: 427 Mil: 1006 sayfa 383.)

Tarsus Müze Müdürlüğü tarafından 2006 yılında yapılan Arkeolojik kazılar sonucu Danyal Peygamberin türbesine ulaşılmıştır.

ULU CAMİİ

Tarsus ilçesinde bulunan camii 1579 yılında Ramazanoğullarından Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu-Osmanlı üslubunda tek şerefeli minaresi olan camii yapımında tamamen kesme taş kullanılmıştır. 47x13 m. boyutlarında dikdörtgen camiye kuzey yönünden abidevi portalla girilmektedir. Bu portal Memlük mimari özelliklerini taşıyan siyah-beyaz mermerlerle süslüdür. Son cemaat yeri, doğu-batı doğrultusunda 14 adet baklava dilimli sütunların taşıdığı orijinal kiremitlerle örtülü 16 kubbeden revaklı ve 5 kapılı avlu yer alır. Camiinin içi doğubatı doğrultusunda üç nefe ayrılır. Mihrabı klasik üslupla yapılmıştır.Camiinin iç mekan sütunları "İran Kemeri" adı verilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Camiinin doğu kısmına bitişik türbede Şit Aleyhisselam, Lokman Hekim ve Halife Memun gömülüdür.

            Camiinin kuzey doğusunda 1895 yılında Tarsus Kaymakamı Ziya Bey tarafından yaptırılmış sekizgen  kaideli kesme taşlı Saat Kulesi yer almaktadır.

 

 

BİLAL-İ HABEŞ MAKAMI VE MESCİDİ (TARSUS)

            Bilal-i   Habeşi Makamı ve Mescidi, Ulu Caminin güneybatı tarafında bulunmaktadır. Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.)' in müezzini olan Bilal-i Habeşi'nin Hz. Ömer zamanında fetih edilen yerleri ziyareti esnasında Tarsus'a geldiği, Kırkkaşık denilen yerde, yani şimdiki makamı ve mescidi bulunan yerde ezan okuyup, namaz kıldırdığı için 7. Yüzyılda makamı, 16.yüzyılda da mescidi inşa edilmiştir. Mescid kara planlı olup, üstü büyük bir kubbeyle örtülüdür. Üç bölümlü, üç kubbeli son cemaat mahalli mevcuttur. İçeride Bilal-i Habeşi'ye ait makam kısmı vardır. Ayrıca mescidin yanına bir de kuyu inşa ettirilmiştir. Osmanlı arşiv belgelerinde, 1519 tarihinde Bilal-i Habeşi makamı adına bir vakfın kurulduğu anlaşılmaktadır.

 

AYA THEKLA (MERYEMLİK - HAGIA THEKLA)

Silifke ilçesinin Taşucu Beldesi yolu üzerinde 4.km'den sağa dönülen 1 km.lik bir yolla ulaşılan bölge Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinde olan Meryemlik'e ulaşılır. Meryemlik'in tarihi Azize Thekla'nın buraya gelişi ile başlar.Yaklaşık M.S.50 yılında kurulmuştur.

            İsa Peygamber'in havarilerinden olan St.Paul'un vaazları dinleyerek etkilenen 17 yaşındaki Thekla kendini Hıristiyanlık dinine adar.St.Paul'ün öğrencisi olan Azize Thekla yörede(Konya, Yalvaç, Kapadokya) Hıristiyanlığı yaymak için çalışma yaparken paganların(Romalılar) baskılarına maruz kalıp öldürüleceğini anlayınca kaçarak Silifke'ye gelir. Babası tarafından ateşe atılarak yakılmak istenen Theckla yağmurun yağması sonucu bu ölümden de kurtulur.Yer altında bulunan bu mağarada saklanır ve dinini yaymaya devam eder. Bunun yanı sıra hastalara da şifa dağıtmaktadır.Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.

            Aya Thekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal yerlerden sayılmış, M.S.312 yılında din serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır.Bu mağara bölümü daha sonra IV.yy.'da kiliseye (yer altı kilisesi) dönüştürülmüştür.Üzerinde bugün sadece apsisinin bir bulunan Azize Thekla Kilisesi,Üç Nefli Thekla Bazilikası, Büyük Sarnıç, Nekropol Alanı ve Kutsal Yol görülecek yerlerdendir. 

Ayathekla Hakkındaki Öykü

            Hıristiyanlık aleminin Anadolu'daki en önemli hac merkezlerinden biri olan Aya Tekla'nın öyküsü çok ilginçtir.

            Konyalı Ohepsiphoros'un evinde vaaz veren İsa'nın en önemli havarilerinden St.Paul'u dinleyen komşu kızı Theckla ondan çok etkilenmiş.Hıristiyanlığı  yaydığı için Seleukeia(Silifke)'nin Romalı Valisine ihbar edilen St.Paul değneklerle dövülmüş. Theckla'nın babası ise kızının yakılmasını istemiş. Theckla alevlerin üzerine atıldığı zaman birden yağmur başlamış ve Theckla yanmaktan kurtulmuş.St.Paul'u takip edip, Antiokheia'ya giden Theckla burada da vahşi hayvanlara atılmış ama yine bir mucize eseri kurtulmuş. Seleuikeia'ya dönen Theckla sığındığı mağarada Hıristiyanlığı yaydıktan sonra ölmüş.

            Hıristiyanlığın ilk kadın dindarlarından olan Azize Theckla'nın yaşadığı mağara yörenin ilk Hıristiyan bazilikasına çevrildikten sonra burası Hac Merkezi olmuş. Daha sonra mağaranın üzerine Theckla anısına bir bazilika daha yapılmıştır.

ALAHAN MANASTIRI

Mut ilçesinin 20 km. kuzeyinde Orman  Ürünleri deposunun yanından sağa sapılan 4-5 km.lik bir yolla ulaşılan Geçimli (Malya) köyü civarındadır.1000-1200 m. yükseklikte Göksu Vadisine bakan dik bir yamaç üzerindedir.

            Hıristiyanlığın Kapadokya ve Konya'da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması ,inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz.İsa'ya inananları dağlık bölgelerde mağaralarda kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır.İsa'nın havarilerinden olan St.Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas M.S.441 yılında hıristiyanlığı yaymak için Konya ve Kapadokya'yı dolaşmışlardır.

Alahan Manastırının Barnabas'ın ziyareti anısına yapıldığı söylenmektedir.

            M.S.440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, Kayalara oyulmuş Keşiş Odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları Ayasofya Müzesi ile ortak özellikler göstermektedir. Süslemelerinde usta bir taş oymacılığı göze çarpmaktadır. İlk Kilise Korint başlıklı iki dizi sütunla üç nef'e ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri üzerinde St.Paul,St.Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail,Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi,kükreyen aslan,kartal ve öküz sembolleri, İncil yazarlarının tasvirleri,üzüm salkımları,asma yaprakları ve balık motiflerini gösteren kabartmalar yer almaktadır.

            Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz,11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir.Galerinin ortasında kalabalık kabartma süslemeler ile her yanı işli bir niş bulunmaktadır. Galeride apsisli Vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan Mezarlar bulunmaktadır.Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş,üst örtüsü yoktur. Ana nef'in ortası ilginç bir görünüm sergilemektedir.Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir.Kule  yakarı çıktıkça sekizgene dönüşmüştür,kapı çerçevesi süslüdür.

            Alahan Manastırındaki mezarlardan birinin kitabesinde "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğünden sonra İndictio'nun 15.senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası Mukaddes kurucu T........... yatıyor" diye yazmaktadır.

KANLIDİVANE (KANYTELLEIS)

            Erdemli’ye 17 km uzaklıktaki Yemişkumu mahallesinden kuzeye sapan 3 km.’lik  yolla ulaşılmaktadır. Bu yolun  sağ tarafında mezar anıtları vardır. Sol tarafında  devrilmiş halde silindir formlu büyük bir kitabe görülmektedir. Şehir büyük bir obruğun etrafında ve kuzeyinde kurulmuştur. Toroslarda  çok  rastlanan karst olayıyla  meydana gelen doğal çukurların en büyüklerinden  olan bu obruğun İlk Çağlardan beri kutsal görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kutsallığın Hıristiyanlık döneminde de sürdüğü  ,Bizans dönemine ait  kenarındaki dört kiliseden  anlaşılmaktadır. Obruğun içi yeşilliklerle ve bitkilerle kaplıdır. Bazı kalıntılar yukarıdan düşmüştür. Güney kenarındaki yolun sonunda yarısı yıkık, kare biçimli poligonal duvar örgü tekniğinde  yapılmış Hellenistik döneme tarihlenen bir kule vardır. Obruğun kuzey dibinden  tırmanan kayadan oyulmuş iki merdivenin varlığı görülmektedir. Bu merdivenlerden batıdaki  mağaraya çıkmakta ve orada bitmekte, öteki ise kısmen açıktan, kısmen tünel içinden ilerleyerek yerleşmenin en önemli yapısı olan IV nolu kiliseye doğru uzanmaktadır. Obruğun batı tarafında I ve II nolu kiliselerin kalıntıları uzanmaktadır. I nolu kilise tam olarak obruğun güney batısındadır. Doğu cephesi ayakta kalmıştır. Sütun başlıkları korinth üslubundadır.II nolu kilise  birinci kilisenin kuzeyindedir ve üst tarafında bir sarnıç vardır. Obruğun kuzeybatı köşesindeki III nolu kilisenin  güney duvarları yıkımıştır. Üç kemerli nartheks önündeki mahzenin kemeri ve ağzı görülmektedir. Batısı, avluya iki sütunlu üç kemerle açılmaktadır. Etrafında atrium vardır. Nartheksin üzerinde ahşap bir kat olduğu, kilisenin batı duvarında sıralanan bir sıra taş konsoldan anlaşılmaktadır.Papylas adındaki bir kişinin bu kiliseyi bir adak borcunu ödemek için yaptırdığı, lentonun üzerindeki kitabede yazılıdır. Burada bulunduğu belirtilen V nolu kiliseden günümüze hiçbir iz kalmamıştır.

             Kanlıdivane’nin nekropolü üç bölgede bulunmaktadır. Birincisi aşağıdan gelen yolun iki tarafındadır. Burada basit bir anıt mezar yapısı vardır. İkinci nekropol alanı, büyük çukurun batı tarafındadır. Üçüncü nekropol bölgesi bu yerleşmenin en yüksek noktasındaki büyük mezar anıtının çevresinden başlamakta ve doğuya doğru yoğun biçimde yayılmaktadır. Bunların hemen hepsi büyük lahitler şeklindedir. Aralarında  girişi üç sütunlu bir anıt mezar bulunmaktadır. Obruğun içinde  iki ayrı yerde ölü kültü ile ilgili kabartmalar vardır. Obruğun güneyindeki  dik kayalarda bulunan  kabartma Erken Roma dönemine aittir. Bu kabartmada  ,  kürsüde oturan ana, baba; kürsü önünde ayakta duran dört çocuk ve üst tarafında beş satırlık bir yazı vardır. Bu yazıttan bu kabartmaların Armaronxas ailesine ait olduğu anlaşılmaktadır. Öteki kabartmada savaş giysili bir asker görülmektedir.

            Kanlıdivane’nin batı nekropolünde ( Çanakçı Kaya Mezarları’da denir)  lahit mezarlarla  beraber kaya kütlesi içine oyulmuş mezarlarda vardır. Bir kapakla kapatılmış olan bu kaya mezarları menfezlerinin üstlerinde, kadın-erkek kabartma figürler işlenmiştir. Bunlardan iki erkek, asker kıyafetindedir. Bir kadın ise kline üzerine uzanmış vaziyettedir. Ayrıca kaya yüzeyinde üç tane mabet cephesi biçiminde alınlıklı küçük nişin oyulduğu görülmektedir.

            Kanlıdivane Antik dönemde Olba’ya bağlı bir kenttir.  Hellenistik kule üzerindeki  kitabede, rahip krallardan Olba’lı Tarkyaris’in oğlu Teukros’un bu kuleyi, Tanrı Zeus Olbios için yaptırmış olduğu yazılıdır. Kitabenin başında Olba’nın sembolü  triskiles ( üç yapraklı çarkı felek ) motifi vardır. Kanlıdivane’deki en güzel mezar yapısı olan,yamacın hakim yerinde yükselen mabet biçimli mezarın kitabesi,bunun “ Sebaste şehrine bağlı Kanytelleis’de Aba’nın ölen kocası ve iki oğlu için “ yaptırdığı belirtilmektedir. Bu mezar İ.Ö. 2. yy.’a tarihlenmektedir. Roma döneminde burası  küçük bir yerleşme yeridir. Şehrin Bizans dönemi hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Olba Krallığı’na ait  kenti yeniden düzenleyen Bizans imparatoru II. Theodosius’un (İ.S. 408-450) kente Neopolis adını verdiği bilinmektedir.   12.yy. sonlarında Ermeni hakimiyetine girmiştir. Ancak onlara ait bir bulgu olmadığına göre burada yerleşmemişlerdir. Türk hakimiyetine girdikten sonrada yalnız Türkmen aşiretleri ören yerini kışlak olarak kullanmışlardır ve  bu gelenek günümüze kadarda devam etmiştir. II ve III nolu kiliseler arasındaki  Müslüman mezarlığı bu göçebe aşiretlere aittir. Buradaki mezarların yanında  bulunan üzüm veya zeytin ezme yerleri Dağlık Kilikia için tipik bir özelliktir. 

            Semavi Eyice, Kanlıdivan adının “divan” ile ilgili olduğunu, dağınık Türkmen aşiretlerinin zaman zaman toplanıp  kararlar aldıkları yerlere Divan denildiğini; kanlı sözcüğünün Kanytelleis’ten gelebileceğini ya da obruk içindeki kayaların ve harabelerin kanlı gibi kırmızı renkte görünüşünden olabileceğini ileri sürmektedir.

            Halk arasında da suçluların obruk içerisine bırakılıp buradaki arslanlara parçalatılmasından dolayı bu aldığı anlatılmaktadır.

            Kanlıdivane’ye 2 km. uzaklıkta bulunan Dibisulukule’de görülmeye değerdir

 

 

 

 

 

 



 

Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Bilgi Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 8008 kez gösterilmiştir.